Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@Kırşehir, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisimi artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

Güncel Gönderiler
Investigation of the efficacy of extracorporeal shock wave therapy in post-stroke patients on spasticity, functionality and range of motion: a randomized controlled trial
(ASEAN Neurological Association, 2026) Canlı, Mehmet; Alaasemi, Salam Khlaif Jaber; Kuzu, Şafak; Özüdoğru, Anıl
Background & Objective: Spasticity is among the most frequent and most serious symptoms requiring treatment in stroke patients. The aim of this trial was to determine the effects of extracorporeal shock wave therapy (ESWT) on spasticity and upper extremity function in stroke patients. Methods: A total of 48 stroke patients, each having experienced a stroke at least 6 months prior, were randomly assigned to two groups: the control group (n=24) and the ESWT group (n=24). Patients in the control group received only a conventional treatment program, while those in the ESWT group received radial ESWT (rESWT) in addition to the conventional treatment. Both groups underwent treatment sessions twice a week for two weeks. Spasticity severity, upper extremity functionality, and range of motion were evaluated both before and after treatment. Results: Statistically significant improvements were observed in spasticity severity, upper extremity functionality, and range of motion values in both groups after treatment (p<0.05). However, the groups were not superior to each other (p>0.05). Conclusion: Based on the results of the study, we concluded that adding rESWT to conventional treatment did not contribute to greater improvement in upper limb spasticity and functionality in stroke patients.
Impact of Pregnancy Yoga on Maternal Mental Well-Being: A Meta-Analysis Research
(Lippincott Williams and Wilkins, 2026) Karakaş, Sevda; Özcan, Handan; Uzun, Sevda
This meta-analysis aims to assess the impact of pregnancy yoga on the mental health of women. Conducted without any temporal restrictions, our study collected data from PubMed, Web of Science, EBSCOhost, Google Scholar, and YÖK Thesis Center databases from September to December 2023. Following a thorough review, 9 studies were included in the analysis. Our meta-analysis indicated that the application of yoga during pregnancy significantly contributed to reducing depression (SMD: − 0.496, 95% CI: − 0.752 to −0.241; Z = − 3.807; P < .05) anxiety levels among pregnant women (SMD: − 0.739, 95% CI: − 1.22 to −0.256; Z = − 2.99; P < .05). The study concludes that yoga is an effective intervention for enhancing the mental health of pregnant women, leading to reduced anxiety and depression levels. Pregnancy yoga is suggested as a supportive practice to maintain the overall well-being – physical, mental, and spiritual – of expectant mothers, contributing to their adaptation to the challenges of parenthood by positively influencing the physiological and psychological transformations experienced during pregnancy.
A semi-empirical systematics for 232–239Np(n,f) cross sections at 4–20 MeV
(Elsevier Ltd, 2026) Dağ, Murat
This work presents a compact semi empirical systematics for neutron induced fission cross sections of neptunium isotopes 232-239Np for incident neutron energies from 4 to 20 MeV. The formulation adopts a multi chance fission description in which the total (n,f) cross section is written as a sum of penetrability weighted first, second, and third chance contributions scaled by the non elastic reaction cross section. Three isotope dependent coefficients are obtained by fitting to reproduce the plateau like behaviour associated with the sequential opening of the (n,f), (n,nf), and (n,2nf) channels. The semi empirical systematics is benchmarked against evaluated nuclear data libraries, ENDF/B VIII.1 and TENDL 2023, and against experimental datasets where available. Quantitatively, the agreement is strongest for 234Np, 235Np, 237Np, and 238Np, for which χ2/N remains between 0.001 and 0.006 with respect to ENDF/B-VIII.1 and between 0.006 and 0.036 against experimental data where available, whereas 236Np and 239Np exhibit somewhat larger deviations, with χ2/N values of 0.010 and 0.048 versus ENDF/B-VIII.1 and 0.042 and 0.030 versus experiment, respectively. No EXFOR measurements are available for 232Np and 233Np in this energy range. In parallel, TALYS 2.0 calculations are performed using 15 combinations formed by three level density models, CTM, BSFGM, and GSM, and five fission barrier options, FIS.MODEL 1 to 5. The calculated (n,f) cross sections show a clear dependence on these modelling choices, indicating that additional high precision measurements would be valuable for strengthening model validation and reducing uncertainties in neptunium (n,f) cross section estimates.
Farklı illerde yetiştirilen bazı elma çeşitlerinin pomolojik, biyokimyasal ve aroma özelliklerinin belirlenmesi
(Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Karaçelik, Yunus Emre
Bu çalışma, Kayseri, Konya, Karaman, Isparta ve Denizli gibi farklı ekolojik koşullarda yetiştirilen Golden Delicious, Starking Delicious ve Granny Smith gibi bazı standart elma çeşitlerinin kalite özelliklerinin belirlenmesi amacıyla, 2025-2026 yıllarında yürütülmüştür. Çalışma kapsamında meyvelerin pomolojik özellikleri (meyve ağırlığı, meyve eni ve boyu, meyve eti sertliği, çekirdek sayısı ve ağırlığı), renk özellikleri (L*, a*, b*, C* ve h°), biyokimyasal özellikleri (pH, SÇKM, titre edilebilir asitlik, antioksidan kapasitesi, şeker ve organik asit içerikleri) ile uçucu aroma bileşenleri belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, elma çeşitlerinin kalite parametreleri üzerine çeşit ve ekolojik koşulların önemli etkileri tespit edilmiştir. Pomolojik özellikler bakımından çeşitler ve iller arasında farklılıklar belirlenmiş, özellikle meyve ağırlığı, meyve boyutları ve meyve eti sertliği açısından çeşit × çevre interaksiyonunun önemli olduğu görülmüştür. Elde edilen veriler, aynı çeşidin farklı ekolojik koşullarda farklı kalite özellikleri gösterebildiğini ortaya koymuştur. Renk özellikleri (L*, a*, b*, C*, ho) ile biyokimyasal analiz sonuçları, (pH, titre edilebilir asitlik ve antioksidan kapasite değerlerinin) hem çeşit hem de yetiştirme koşullarına bağlı olarak değiştiğini göstermiştir. HS-SPME/GC-MS analizleri sonucunda elma çeşitlerinde toplam 135 farklı aroma bileşiği belirlenmiş; aroma profilinin çeşit ve yetiştirme bölgesine göre değişiklik gösterdiği, Golden Delicious ve Starking Delicious çeşitlerinde ester bileşikleri baskın aroma grubu olarak belirlenirken, Granny Smith çeşidinde aldehit bileşikleri daha yüksek oranlarda bulunmuştur. Sonuç olarak, elma kalite özelliklerinin yalnızca çeşide bağlı olmadığı, aynı zamanda yetiştirildiği ekolojik koşullardan da önemli derecede etkilendiği tespit edilmiştir. Bu nedenle elma yetiştiriciliğinde çeşit seçimi yapılırken bölgesel ekolojik koşulların değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Evsel arıtılmış atık sularının çevresel yeniden kullanımı
(Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2026) Kırgezen, Taşkın
Arıtılmış evsel atıksular, uygun ileri arıtım süreçlerinin ardından tarımsal sulama ve çevresel amaçlarla kullanılabilen stratejik bir alternatif su kaynağıdır. Bu çalışma, Kırşehir-Boztepe Atıksu Arıtma Tesisi çıkış suyunun çevresel ve tarımsal yeniden kullanım olanaklarını araştırmak amacıyla yürütülmüştür. Araştırma kapsamında; tesisin giriş-çıkış üniteleri ile deşarjın yapıldığı Boztepe drenaj kanal güzergahından bir yıl boyunca (Şubat 2024–Ocak 2025) aylık periyotlarla alınan su numunelerinde; fizikokimyasal, mikrobiyolojik ve ağır metal parametreleri sulama suyu kalitesi kriterlerine göre analiz edilmiştir. Ayrıca, tesis çıkış suyunun deşarj edildiği kanal hattı boyunca bu sularla sulanan tarım arazileri ile kanalın etki alanı dışında kalan (kontrol) arazilerin fiziksel ve kimyasal özellikleri ile ağır metal içerikleri; zamansal ve mekânsal değişimler açısından karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Su izleme sonuçları, kısıtlı arıtma kapasitesi nedeniyle deşarj kanalının Sınıf III (Kirli Su) statüsünde olduğunu ve yüksek sertlik gösterdiğini ortaya koymuştur. Mikrobiyolojik açıdan fekal ve toplam koliform sayılarının sulama suyu sınır değerlerini kritik düzeyde aşarak patojenik risk oluşturduğu; ağır metal boyutunda ise arsenik (As) ve alüminyum (Al) konsantrasyonlarının FAO kriterlerindeki yasal eşik sınırların üzerinde seyrettiği belirlenmiştir. Toprak analizleri, atıksu kullanımının kontrol grubuna kıyasla toprak organik madde miktarını istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artırdığını (%1.40’tan %1.82’ye; p = 0.008) ortaya koymuştur. Besin elementi analizlerinde, uygulama grubundaki demir (Fe) miktarı 9.11 mg/kg ile “yeterli” seviyeye yükselirken, kontrol grubunun 3.33 mg/kg ile “yetersiz” seviyede kaldığı belirlenmiştir. Ayrıca, yoğun sulama ve drenaj etkisine bağlı olarak kalsiyum (Ca) miktarında ileri düzeyde (p< 0.001) azalma kaydedilmiştir. Topraktaki ağır metal birikimi ulusal yasal sınırlar içinde kalsa da, kadmiyum (Cd) miktarının (1.05 mg/kg), uluslararası (FAO/WHO) kritik eşiği (0.8 mg/kg) aşmaya başladığı ve birikim eğilimi sergilediği saptanmıştır. Sonuç olarak; arıtılmış atıksu kullanımı toprak verimliliğini desteklemekle birlikte, sucul ve karasal ekosistemlerdeki kümülatif kirlilik riski nedeniyle arıtma verimliliğinin ileri teknolojilerle artırılması ve periyodik izleme programlarının uygulanması sürdürülebilir yönetim açısından bir zorunluluktur.




















